23 Şubat 2010 Salı

Ha ha ha haftaya!

İkidir tenhada (bizim durumumuzda uyurken) kıstırıp, saçlarının gözüne giren kısımlarını kesmekle idare ediyorduk. Ama arkalara müdahale etmeye cesaret edemediğimiz için, artık iyice Vikinglerin Viki'sine dönmüştü.

Gökçe sağolsun, saçmaladığımızda, yüzümüze karşı susup susup içinden içinden kınamak yerine, uyarılarıyla gerçekleri yüzümüze çarpma vazifesini hakkıyla yerine getiriyordu: "Ne bu hal, eşek kemirmiş gibi, derhal berbere!"

Ben tahmin edeceğiniz üzere piyasanın çok dışındayım, berber hususunda ahkam kesecek durumda değilim hiç. Ama bu sefer, karar vermek zor olmadı: Zafer'in öve öve bitiremediği Sinan'dan (evet o avangard kafanın ardındaki isim Sinan) abim de çok memnun kalınca, üstelik Sinan çok daha küçük çocukları bile traş ettiğini söyleyince, bugün randevumuzu alıp, Ortaköy'e yollandık.
Hava cidden şahaneydi, Yasemin de bize katıldı. Ali yol boyu peşinde tahta köpeği "Donyo"yu sürükleyerek saçlarının gözlerine girmesinden ne kadar rahatsız olduğunu, biraz kısaltacağını filan anlattı durdu ama, dükkandan içeri girer girmez tedirginlik başladı.


Solda bizim Denyo, sağda Ali'nin Donyo'su...

Sinan sağolsun, Donyo'yla Ali'ye bütün dükkanı gezdirdi, herkesle tanıştırdı, etraftan oyuncaklar buldu buluşturdu, Ali'nin saçlarının arasından Kinder Surprise'lar çıkarttı filan ama nafile, koltuğa oturma vakti gelince, dudaklar büzüldü, gözlerde yaşlar peydahlandı, "oturmaycam, hadi gidelim bence, kısaltmaycam" nakaratı başladı.

Sonunda Tuba'nın kucağında koltuğa oturmaya razı oldu, Ufuk cep telefonunu Ali'nin hizmetine sundu, Pilot Ali, Co-pilot Ufuk, telefonda araba yarışı oynamaya daldılar, Yasemin'le ben de pitstop ekibi olduk.

Sinan yazık, bütün bu hengamede akrobasi dalında olimpiyatlara hazırlanma yolunda epey yol kat etti...

Ali, Ufuk'a, "şimdi de kırmızı araba, hadi şimdi başka bir araba" diye talimatlar yağdırırken, Sinan sağolsun büyük bir ustalıkla işini bitirdi.

İşler çok parlak başlamamıştı, sanırım başlarda bir ara Sinan da umutsuzluğa kapılır gibi oldu, ama sonuçtan hepimiz memnun kaldık. Ayrılırken, artık iyi bir ikili olmuşlardı...

Söylediğim gibi hava çok güzeldi, biz de hemen evlere dağılmayıp, azıcık Ortaköy'de vakit geçirelim dedik. Karnımız acıkmıştı, Kumpir'de ittifak sağladık.

Kocaman kumpirlerimizi alıp, Ortaköy Camii'nin avlusuna yerleştik.

Galiba kumpirlere ilaç koymuşlardı, kendimizden geçtik...

Kumpirler bittikten sonra, dedik hadi bir de kahve içelim...

Velhasılı kelam, Ali'nin saçlarını bahane edip, böyle bahardan bir gün çaldık. Bu arada ne zaman kış ortasında bahar yaşasak, Zaytung'un şok haberini hatırlayıp ürküyorum:

"Meteoroloji'den Şok Eden Açıklama: "İstanbul'da Bugün Yaşanan Yazdan Kalma Gün Önümüzdeki Yazdan Düşülecek"... "

5 yorum:

biyasimadahagirdim dedi ki...

merhaba,
blogunuzu yeni izlemeye başladım, ablam çok eğlenceli bir blog izle dedi:) sahiden anlatım ve fotolar çok güzel, yeni saç modeli de çok yakışmış. maşallah;)

Cube dedi ki...

saçlar süper olmuş, bende yeğenimin saçlarını bir türlü uzattıramıorum, kirpi gibi çıkıo saçlar :)

ceha dedi ki...

enfes bir havada enfes bir gün olmuş saçlarda ayrıca enfes

Kremali'nin annesi dedi ki...

Sizin Ali'nin ilk sac kesimi videosunu gordugumuz gunden beri bizim Ali'ye sozler veriyoruz "Insaallah Turkiye'ye gidice o oyuncak arabali berber abiye sacini kestiricez" diye. Ama goruyoruz ki sizin Ali berber degistirmis. Kararsiz kaldik simdi kime gidelim diye.

Mahmut dedi ki...

siz bir gelin, ikisine de götürürüz kremali'yi...