11 Aralık 2014 Perşembe

Hapşırığın Gücü


"Kemal dede günlerden bir gün çok acıkmış, yiyecek bulmak için ormana gitmiş. Ormana vardığında, çok yakışıklı bir prensi kötü kalpli cadı tam kurbağaya dönüştürecekken Kemal dede hapşurmuş ve büyünün etkisi gitmiş. Yakışıklı Prens Kemal dedeyi büsbüyük şatosuna götürmüş ve Kemal dede ömrünün sonuna kadar çok zengin yaşamış."


27 Kasım 2014 Perşembe

İyi ki doğdun Parktan Güzin!


Daha önce anlatmıştım, Ali yeni konuşmaya başladığı zamanlarda, arkadaşlarımızdan bahsederken Dede Korkut'un izinden giderek boy boylayıp soy soyluyordu: Fazıl Kanyılmaz değil, Bagıg Tapetiyavn, Halil Portakaloğlu değil, Mandalinaçocuğu...

İlk tanıştıkları andan beri bizden bağımsız, kendi arkadaşı bellediği Güzin'i de "Payktan Cuzin" olarak kaydetmişti kütüğe. Diğer faniler gibi etten kemikten değil, kaydıraktan, salıncaktan, tahterevalliden, sâfi eğlenceden müteşekkil, üstelik kanlı canlı sonsuz bir neşe kaynağı...

Bugün Güzin'in doğumgünü. 

Sıkıcı şeylerin hep uzağında kalmasını diliyorum ben de. Doğum günü kutlu olsun!

Arkadaşlıklarının ilk yıllarında, Güzin'in objektifinden Ali.

Bunu da söylemesem olmaz, ilk ve şimdilik son nikah şahitliğimi Güzin'le Tever'in düğününde yaptım. İşte en sevdiğim çift :) 


 Ali'den Güzin'le Tever'e düğün hediyeleri...




15 Temmuz 2014 Salı

Yadigârlar...




Annem bu kazağı bir yerlerde görmüş, pek hoşuna gitmiş, torunlarına örmeye karar vermiş. Örneği çıkarttı, yünlerini seçti, bana da dedi ki: "Belki seninkinin doğumunu göremem, görsem de o zaman örmeye mecalim olur mu olmaz mı belli değil, şimdiden senin çocuğun için de örüp bir kenara koyacağım." Sonra da sahiden dediği gibi oldu.

Ali 4 yaşındayken, hiç görmediği babaannesinin hediyesini giymeye başladı, kazaktan da haliyle "babaannenin ördüğü kazak" diye bahsetmeye başladık.

Sonra kazak küçüldü, sarıldı sarmalandı, naftalinlenip dolaba kaldırıldı.

Dün tam evden çıkacağız, Tuba'yla Ali ayakkabılarını giymişler, asansörü çağırmışlar, ben son bir kez mutfakta Tuba'nın talimatlarını yerine getiriyorum. Aygaz açık mı, tüp kaçırıyor mu, buzdolabının fişi takılı mı, kablodan kötü kokular geliyor mu, musluk damlaya damlaya taşar mı, düdüklü tencerede gizlenen uzaylılar olabilir mi, hepsine bakıp, ev güvenliğimize yönelen bütün tehditleri bir bir yok ediyorum, Ali su istedi. 

Tam ben bardak bakınırken de seslendi:

"Babaannemin ördüğü bardakla verebilirsin..."

Babaanne örgüsü porselen fincanlarımız...



14 Temmuz 2014 Pazartesi

Kura

Biraz evvel Ali'yi yaz okulundan aldım, sohbet ede ede Barbaros Bulvarı'ndan yukarı çıkıyoruz. Bu senenin mezunlarından, öğrencim Suad'la karşılaştık. Yüksek Lisans başvurularını filan konuştuk, Galatasaray'da Özel Hukuk'a başvurmuş, olmamış, Koç fena geçmemiş, hadi bakalım, hayırlısı, görüşmek üzere, ayrıldık.

Ali meğer dondurmasını yerken can kulağıyla dinliyormuş bizi, Suad'ın arkasından acıyarak baktı: 

"Galatasaray'ın kurasına girmiş ve ismi mi çıkmamış?"

Kura sakat iş, yine en iyisi Seçmen Şapka!




Biz biz idik biz idik otuz iki kız idik...

Ali'nin okula başlama macerasını yazamadım bir türlü. Şimdi de üzerinden iki yıl geçti oturup yazsam bayat haber... 

İşin özeti şu: Rüzgar bir anda güzel bir yerden esiverdi ve 4+4+4 tartışmalarının ortasında, tam 60 aylıkken, Ali'ye piyangodan okullu olmak çıktı. Önceleri çok endişeliydik ama bir yandan öğretmenleri, bir yandan Ali, e hadi kendi hakkımızı da yemeyelim, bir yandan da biz uğraştık didindik ve kendisinden 20 ay büyük çocukların da olduğu bir sınıfta işin üstesinden gelmeyi becerdi Ali.

Okullu Ali

Ama tabi ne yaparsak yapalım süt dişlerine söz geçiremiyoruz. Sınıfta herkesin dişleri birer ikişer sallanmaya başladı, Ali'de tık yok. İlk dişini yürümeye başladıktan sonra, 14 aylıkken çıkardığını düşünecek olursak, durum iyice ümitsiz... Neyse, yavrucak okuldaki ilk iki yılını "baba, galiba şu öndeki dişim biraz sallanıyor, yani birazcık olsun sallanıyordur, di mi?" diye dişleri eksilenler katına ne zaman yükseleceğini bekleyerek geçirdi.

Nihayet okulların kapanmasına 10 gün kala, alt santral kesici dişlerinin sağda bulunanı (bunu düzgün tarif edebilmek için google'a baktım) sallanmaya başladı. Galiba 14 aylıkken ilk çıkan o meşhur diş de buydu. Böylece ilk çıkan diş, ilk önce sallanmaya başlamış oldu.

Geçen hafta, dişin hala sallanmaya devam ettiğini ancak efendi gibi kendi kendine düşmeye pek niyeti olmadığını, bu gerçeği gören alttan gelen kalıcı dişin de arkalardan bir yerden kendisine yol bulup çıkmaya başladığını farkedince bu işe müdahale etmek lazım dedik. Eline batan kıytırıktan kıymık parçası için bile yarım saat boyunca ağlaya ağlaya  "cımbız olmaz, cımbız olmaz!" pazarlıkları yapan Ali'yle işler çok kolay olmadı elbette ama, sonunda dişi çekmeyi becerdim. (Google sadece dişlerin adlarını öğrenmemize yaramıyor, bu işin nasıl yapılması gerektiğini anlatan aklıbaşında diş doktorları filan da bulmanıza yardım ediyor. )

Yaşasın, peltekliğimin resmi bir özrü var!


Şimdi de tam onun yanındaki sallanıyor, umarım alttaki kalıcı diş sıkılıp saçma bir yerden çıkmaya karar vermeden evvel çekmeyi başarırız :)

İlklerin Dişi


22 Mayıs 2014 Perşembe

Eşit eşit


Yukarıdaki resmi inceleyip şiiri okuduğunuzda evdeki iş bölümü ile ilgili neler söylersiniz?
Evdeki işleri, annemiz bir süper kahraman olmadığı için herkes eşit eşit yapmalı. Böylece işler hemen biter. Ne derler, birlikten kuvvet doğar.


18 Aralık 2013 Çarşamba

Entarisi ipekten...

Lüplüp Jaja'ya çörek ikram ediyor...


Ali'yle Pıtırcık Satranç Oynuyor okuyoruz. Pıtırcık'ın Sırma'yı en kıyak arkadaşlarıyla birlikte ikindi kahvaltısına davet ettiği bölüm. 

Pıtırcık, arkadaşlarını mavi gözlü, sarı saçlı Sırma'ya tanıştırıyor: "Bu Toraman, bu Sırım, Bu Dalgacı, bu Gümüş, bu da Lüplüp."

Sırma da beraberinde getirdiği bebeğini haydutlara takdim ediyor:
"Benim bebeğim de Jaja, entarisi de ipek."

Bebeğin adını duyar duymaz, bizim pıtırcık heyecanla atıldı: "Aaa, Jajá diye futbolcu var, Kayserispor'da oynuyor!" 

Kayserili Jajá, FC Metalist Kharkiv'de top koşturduğu yıllarda...



15 Kasım 2013 Cuma

Messi hakkında bildiğimiz şeyler...



Bu geçen yılın 23 Nisan'ından... Blogu uzun süre ihmal edince, bir sürü şey, twitterda, instagramda kalıyor, buna kıyamadım...



Solak


Hogwarts'ta kutlanıyor...


-Öğretmen dedi ki, cadılar bayramını hristiyanlar kutlarmış.

-Sınıfta yok mu hiç hristiyan arkadaşınız?

-Hristiyan yok ama solak var...