18 Kasım 2008 Salı

Kış bahçesi...

Kış geldi artık, tam olarak ne zamana denk düştüğünden bir türlü emin olamadığım pastırma yazına umut bağlamanın da bir faydası yok, sanırım o da geçti gitti...
Biz de şahsi direnişimizi yazdan kalma hatıraları yadederek gerçekleştirelim o halde:
Takvimlerimiz 17 Ağustos 2008'i gösteriyor. Günlerden pazar. İbrahim Paşa Sarayı'ndaki, sürekli methini işittiğimiz "Farklı Kültürlerdeki Güzeli Arayış" sergisinin de son günü. Zafer'i de ayartıp, haydi diyoruz, dökülelim yollara...
Arabamızı Cağaloğlu'nda güç bela bulabildiğimiz bir otoparka bırakıp, Türk İslam Eserleri Müzesi'ne doğru yollanıyoruz. İlk güzel sürpriz, bir masa kurmuşlar, bir seferlik bilet alacak yerde, müze kart sahibi oluyoruz oracıkta...
Halılar uçmasa da olur...
Ama doğruyu söylemek gerekirse, serginin methini neden bu kadar çok işitmişiz anlaşılır gibi değil, Sergi denilen şey çok büyük ölçüde, zaten müzenin koleksiyonunda bulunan ve evet sahiden de harikulade olan eserlerin başka bir sınıflandırılmaya tabi tutulmasından ibaretmiş gibi geliyor bize... Üstelik maalesef o sınıflandırma da öyle abartılacak bir yaratıcılığın, onu geçtim çabanın ürünü de değil sanki... Hatta acaba bir şey mi kaçırdık, sergi başka bir yerde idi de biz mi atladık diye, Ali'nin arabasını o merdivenlerde bir kez daha sırtlanmayı göze alıp, ikinci kez geziyoruz müzeyi...
Ali sergiye tek kaşını kaldırıyor: "Sergi daha iyi olabilirdi, ama burası pek süpermiş!"
Ama olsun, hava süper, şimdi inanılır gibi değil ama t-shirtlerle bile terliyoruz, İbrahim Paşa Sarayı her zamanki gibi içimizi huzurla dolduruyor... Ali ilk müze ziyaretinde ziyadesiyle neşeli...
Ali, şehzade kostümlerini incelerken...
Buraya kadar gelmişken, Kapalıçarşı'yı, Nuruosmaniye Camii'ni görmemek olmaz deyip, hızlı bir Kapalıçarşı turu da sıkıştırıyoruz araya. Ali kendinden geçiyor mutluluktan ama karnımız da acıkıyor haliyle, doğru Sultanahmet Köftecisi'ne.
Bir kaç sene evvel, Tuba'yı görüp dünyaya erken geldiğine hayıflanmıştı kasada duran sevimli amca. Bu sefer Allah'tan kasada o yok, Tuba'yı çocuk çoluğa karışmış görmenin üzüntüsünü yaşatmış olmuyoruz kendisine...
Karnımızı iyice doyurduktan sonra, Zafer'e söz verdiğimiz gibi, Mimaroba yollarına düşüyoruz. Nevin Teyze ile Bahri Amca'yı da yeni evlerinde ziyaret etmiş oluyoruz böylece, Bahri Amca ameliyattan sonra iyice toparlamış, Nevin teyze her zamanki performansında...
Ali günün yorgunluğunu havuzda atıyor, evet, bunca şey yapmamıza rağmen, hava halen kararmış değil, yaz denen o güzelliğin içindeyiz. Havuz sefasının ardından, fazla geç olmadan İstanbul'a dönüş yoluna koyuluyoruz, yolda abimlere de uğruyoruz...
Dolu dolu bir yaz günü işe, anlatırken bile içim ısındı....

17 Kasım 2008 Pazartesi

Spinoza Günleri!

Geçen hafta, "Spinoza Günleri" telaşesiyle geçti, uykusuzluk, stres gırla gidiyordu... Cuma cumartesi, Bilgi'de hiç ummadığımız bir rağbet gördü ama toplantılar, hatta şımarıp 50 kişiyi filan beğenmez olduk, değdi kısacası, umarım dinleyiciler de aynı fikirdedir...
Ali biraz keyifsizdi yalnız, o yüzden etkinlik sonundaki yemeği teşrif edemedi, artık seneye, belki bir tebliğ de o sunar!
Bu arada, fotoğraftaki Spinoza'dan hoşlananları, aylak filozoflar loncası ziyarete davet ediyorum...

30 Ekim 2008 Perşembe

Ali bak, bu "Devlet"!

Daha önce ehliyet, ruhsat, GBT filan için bir iki kez arabamızı çevirmişti devletin kolluk güçleri, ama Ali hepsinde koltuğunda uyuyordu, tanışma "fırsatı" bulamamıştı polisle... Fazla gecikmedi, geçen hafta Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesi kararıyla bizim blogumuz da kapatıldı. 
Ali de öğrensin artık, devlet arada bir cee'eeee yapar böyle, hırlamak işe yaramaz...

9 Ekim 2008 Perşembe

İlk adımlar...


video

Eğer bizi uyutup evin içinde geceleri cirit atmıyorsa, ki bu sabah kendisini kütüphane raflarının tepesinde bulduğumuz düşünülecek olursa bu da gayet muhtemel, bizim tespit edebildiğimiz ilk adımları bunlar Ali'nin...

Haydi hep birlikte: tay tay tay tay....

8 Ekim 2008 Çarşamba

Özgürlüğün geleceği yoktur!

video

13 Eylül 2008 Cumartesi

Yer mantarı atakta!




Evet, yürüyemiyor ama marifetleri sadece merdiven çıkmakla da sınırlı değil kendisinin... Yanında değilseniz ve hiç sesi çıkmıyorsa, emin olabilirsiniz, ütülenmiş katlanmış giysileri tek tek dağıtıp yere atmak, Tuba'nın çılgınca düzenler geliştirdiği çekmecelerine vandal saldırılar düzenlemek, fırının düğmelerini çevirmeye çalışmak gibi mühim bir bir iş peşindedir...

Parmağını sıkıştırdığı çekmeceye / dolap kapağına küsüyor, bir müddet orayı karıştırmıyor, mesela 3 gün... 4. gün sil baştan... 

Evet çocuk emniyeti kavramıyla, klozet kilidi, elektrik prizi engelleyicisi gibi aparatlarla tanışmış durumdayız. Ancak fırın düğmelerine, gazı kesmek dışında bir çözüm bulamadık, fikri olan?

Ali Bey mutad bulaşık makinesi denetiminde...

Makine kullanıma hazır...

Ali'nin çekmecesi...

Stretch me up!

Her gün bir müddet ortalığı karıştırmak, ruha neş'e verir...

Ali salon sporlarında epey ilerledi...

"Bana bir sopa verin, dünyanızı değiştireyim", demişti Selman Amcası vaktiyle...

"Eveet, şimdi nereye gitsem?"

"Sarı süpürgemin burada ne işi var?"

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden...

video
Hala desteksiz yürüyemiyor Ali ama, merdiven görmesin, dur durak bilmeksizin tırmanıyor. Yukarıdaki görüntüler yaklaşık iki ay öncesinden; ilk denemelerini gerçekleştirdiği anneannesinin Şarköy'deki yazlığından...

İlk doğum günü!


Dev arımız  Selim de bizi yalnız bırakmayanlardandı...


Bir sene olmuş bile... Demek Şehnaz'ın Ali doğduğunda yolladığı ve o gün bugündür doya doya kullandığım "new dad" kol düğmelerim, artık tatlı bir hatıraya, "yeni baba" olduğum o eski günlere işaret ediyorlar :P



Masanın tamamını alan bir fotoğrafımız yok, ama olsun ben yine de herkesi sağ baştan yazayım: Fazıl ,Neco, Efe Nasuh,  Mehmet, Kübra, Ömer, Mahmut İpşirli, Sena, Zeynep, Bülent, Kerem, Kadir, Demet, Didem, Selim, Merve, Ahmet, Betül, Dilek, Arda, Hatice, Fahrettin, Rudil, Selman, Eyüp, İbrahim Ediz, Yasemin, Ali, Tuba ve ben... Kimi unuttum? (P.S: Elbette gurumuzu... Goa ve Haydarabad Rajası ekselansları Muzaffer Malkoç da bizi şerefyab etmişlerdi....)

Ali'nin ilk doğumgünü, bundan son bir kaç tanesinin de rastgeleceği gibi, Ramazan'a rastgeldi... 6 Eylül bir de Ramazan'ın ilk cumartesisi olunca, kutlamayı  iftar sonrasına alalım dedik. Yasemin sağolsun, aşağılarda gördüğünüz davetiyemizi hazırladı, iftardan sonra toplaştık. Elbette Efe Nasuh, Arda, Kerem Atalar ve İbrahim Ediz de oradaydı. Zeynep Naz daha önceden belirlenmiş yoğun programı dolayısıyla, ancak telefonla katılabildi... Elif Sena evde babasını beklemekten helak olmuş, maalesef gelemedi... Luça'yla Gökçe eş zamanlı olarak hastalandılar, böylece onlardan da mahrum kaldık... Efe'yle Arda esasen haklı olarak gece boyunca uyumayı tercih ettiler ama olsun, mühim olan katılmaktı... Sonra, Muna Biset de kendi doğum gününü aynı yerde kutluyordu, böylece Ali doğumgünü ablasından da ayrılmamış oldu... 

Ali gündüzden uykusunu almıştı, o yüzden huysuzluk yapmadı hiç, (Tabii ki Büşra'nın eşarbına saldırdı, Yasemin'i yolmaya teşebbüs etti, fazla mıncıranları azarladı ama onlar sayılmaz...) Hediye paketleri, pasta, ekstara ilgi alaka falan derken, kendisi için özel bir şeyler yapıldığının farkındaydı ve keyfine diyecek yoktu... Böylece ilk doğum günü, akşam 9'dan sonra başladı, gece 2'de ancak bitti, artık önümüzdeki maçlara bakıyoruz...
O gece Ali'yle olmak isteyen herkese, gelemeseler bile, sonsuz teşekkürler....


"Aslında mutluyum ama, saat kaç oldu, huysuzluk yapmam lazım...."


Ali memleketimizin fotoğraf çektirme adetleriyle tanışıyor...

6 Eylül 2008 Cumartesi

367. gün!

Canimiz Alimiz, koskocaman 1 yasin kutlu mutlu olsun!

Canimiz Alimiz,

Koskocaman 1 yasin kutlu mutlu olsun! Yeni yasini sevdiklerinle, cok saglikli, hareketli, keyifli gecirmeni diler, cam sakizi coban armagani sanat eserimizi gururla sunariz!

Hepimiz, hepinizi cok opuyoruz...

Ados ve Dadaslar Produksiyon


video

(Alternatif: http://www.youtube.com/watch?v=1wOTxHx22v0)

9 Temmuz 2008 Çarşamba

Sevdiğim sayı altı!

video

7 Temmuz'da Mukaddes'in düğünü için Gemlik'teydik, 8'inde de altıncı yılımız bitti...

Büdü'yle beraber söyleyelim:

bazı günler ben oturup da / altı için bir şarkı söylerim / altı / altı tuğla düşünürüm / bazen de altı çubuk / altı / senin iki gözün bir burnun var, / bir elinde tam beş parmak var, / dört ayağı var iskemlenin, / altının yerini tutamaz hiç, / altı / altı en güzel sayı / bazen "büdü bir sayı tut" derler bana / ben hep o sayıyı tutarıııııııııım / sevdiğim sayı altıııııııııı...

7 Haziran 2008 Cumartesi

Tavşan avı

video

Loutcha'yla tanışma...



Yeni oyun arkadaşı Ali'yi ne zamandır heyecanla bekliyordu Loutcha. Bu arada tanımayanlar için kendisi Ali'den yaklaşık 8 ay büyük, sizin de gördüğünüz gibi pek alımlı bir küçük hanım. Gökçe ve Oğuz'la birlikte yaşıyor.

Ali oturma meselesini öğrendikten sonra nihayet tanıştılar. Epey oluyor gerçi, yanlış kalmadıysa aklımda, taaa Alperen'i askere uğurladığımız gündü, düşünün oturmaktan bahsediyoruz, Ali Bey artık neredeyse yürüme aşamasına geçti... Ama işte önce görüntülerin yönetmenimiz Oğuz'un süpersonik makinesinden bizim bilgisayara aktarılması, sonra mp4 dosyaları nasıl editlenir onu öğrenelim derken, film işi bugüne sarktı...

video

23 Nisan...

Takvimlerimiz 7 Haziran'ı gösteriyor ama, hiç yazmamaktan iyidir, evet efendim, 23 Nisan'da, Ali'nin ilk çocuk bayramında cümbür cemaat Heybeliada'daydık...

Cümbür cemaat derken sadece çekirdek ailemizi, Fazıl'ı, Selman'ı, Hatice'yi, Aslıhan'ı, Serdar'ı, Elif Eda'yı kasdetmiyorum elbette, İstanbul'un üçte biri de bizimle birlikte ada vapurundaydı...

Ali giderken yol boyu uyudu, adada bir Selman'ın tepesinde, bir Fazıl'ın kollarında, keyfine diyecek yoktu. Gerçi bütün önlemlere rağmen kıpkırmızı oldu, istediği kadar çay içemediği için biraz bozuldu filan ama o kadar da olacak artık...

Dönüşte vapur cidden kalabalıktı, ama Ali yine çok neşeliydi, sosyalleşmekten hiç sıkılmadı. Fakat vapurun halini bilsek, yine de cesaret edebilir miydik, hiç emin değilim....
Ali nasıl bir işe bulaştığının farkında değil...

"Ali bak at..." Ama ilgisini çekmedi atlar hiç...

"Saçlı bir kafa, erkekte saç, hmmm, ne kadar enteresan..."

"Geldikleri gibi giderler..."

"Çay istiyorum..."

"Meyve püresini Fazıl yiyebilir..."

"Yeter ki çayıma dokunmasın...."

Dönüş hengamesi...

Tay tay...


Bu aralar en büyük neşe kaynağımız ayağa kalkmak... Emekleme filan hak getire, ama sıkıca tutunup kalkmak, sonra da çılgınca zıplamak istiyor deli gönül....

Son dakika düzeltmesi: Biraz evel konuştum Tuba'yla, Ali bugün bir bardak sıcak çaya ulaşmak uğruna üç adım emeklemiş!

Gel pisi pisi...


Anneannesinin penceresinden canı çıkıyor pisi pisileri çağırıp bakacak diye... Biz de geçen sabah bari dışarı çıkıp besleyelim yavruları dedik, kediler biraz ürktü taşkın sevinç gösterimizden ama güzelce yediler peynirleri...