27 Eylül 2007 Perşembe

Vapurların Seyri

Dün akşam, Halil, Yalçın, Ayşe ve Babür geldiler Ali'yle tanışmaya. Yalçın'la ve Halil'le okulda buluştuk, iftar için Ortaköy'e geçtik. İyi ki de geçmişiz, zira Ömer Uluç'un vapuru Ortaköy'deydi ve son gecesiymiş serginin... Böylece 'Vapurların Seyri'ni; yeraltı dünyasını, yeryüzü dünyasını, gökyüzü dünyasını da görmüş olduk!





Ayşe'yi pek sevdi Ali, artık zorda kalınca kimi arayacağız biliyoruz...

26 Eylül 2007 Çarşamba

İlk misafirlik

Hiç bu kadarcık çocuk gezer miymiş demeyin, aksine tam 19 gün dayandığımız için güçlü bir alkış bekliyoruz...
Evet dün akşam Ali Bey nihayet başladı iade-i ziyaretlere... Tuba'nın ablasında iftara davetliydik, hazır Üsküdar'da iken fırsat bilip, iftar sonrası da Cebeciler'e uğradık. Yasemin ve Hatice de geldiler. Ali pek uslu durdu. Zaten bir yandan Afra, bir yandan Muna hiç yere koymadılar Ali'yi, daha ne istesin... Ali'yi kucağına almak isteyen ama çekinen Muna'yı rahatlatmak için, bişey olmaz alabilirsin, düşse de bişey olmaz dedim gerçi ama; Ali'nin 10 dakika evvel terk ettiği koltuğa oturulunca eyvah gitti yavrum, ezdi teyzesi yavrucağı diye sıçramaktan da kendimi alamadım...

Afra'nın kucağında...

Muna Biset'in doğum günü de 6 Eylül!

22 Eylül 2007 Cumartesi

41 kere maşallah!


Büyük bir gündü bugün... Öğleden sonra bire doğru Zehra'yla abim geldiler. İki gecedir süren uykusuzluğun verdiği sersemlikle biraz uzun sürdü bizim toparlanmamız, ama sonunda temizlendik, giyindik, hazırlandık, yola düştük... Saat üçü biraz geçiyordu UroCenter'a ulaştığımızda. Doktorumuz İhsan Karaman önce kısaca bilgilendirdi bizi, sonra Tuba'yla benim halimi görünce, bizim bekleme salonunda kalmamızın daha iyi olacağına, amcasının içerde ekibe yardımcı olabileceğine hükmetti.
Ali ne olup bittiğinin hiç farkında olmadığı için çok rahat geçti sünnet, bir uyuştururlarken birazcık mızırdandı, zaten ondan sonra, operasyon başlamadan evvel yine Tuba'ya verdiler azcık daha karnını doyursun diye, sonra da hemen kestiler zaten, 10 dakika sürdü sürmedi, hiçbir şey anlamadık... Ben bir ara girdim içeri ama, çok da meraklı değildim doğrusu, bakınmadım, zorlamadım hiç, sürekli esneyen bir Ali'den başka bir şey de görmedim...

Biraz evvel de evimize döndük. Bakalım en azından ağrı kesici fitillerin hatrına, bu gece uyuyabilecek miyiz?

19 Eylül 2007 Çarşamba

Zehra okula başladı!


Evet, artık Zehra okullu oldu ama öyle olmasaydı da Ali ağlamak için bir bahane bulabilirdi...




Yoğun istek üzerine, buyurun Zehra'nın çantası...

16 Eylül 2007 Pazar

Göbek düştü!

Ali'nin göbeği biraz evvel olaysız bir şekilde düştü... Çok mızırdandı, hadi bir altına bakalım dedik, bezini açınca, 10 gündür özenle bakımını yaptığımız göbeği, klipsiyle birlikte kaymış, yavrunun beline batar halde bulduk...
Şimdi sıra geldi bu göbeği ne yapmalı sorusuna cevap bulmaya. Büyüdüğünde onu görmek istediğimiz bir yerlere gömmektense, boğaz'ın sularına bırakalım diyorum ben; özgür olsun çocuk, nereye gitmek isterse, oraya gitsin...

15 Eylül 2007 Cumartesi

Kucaktan Kucağa

İlk haftası, kucaktan kucağa geçerek geçti Ali'nin... Herkesi pek sevdi, hiç huysuzluk yapmadı...




















































Bir Hafta Böyle Geçti!


Doktor, "sadece göbeğinin düştüğü gün ve ertesi gün yıkanmayacak, onun dışında her gün yıkanabilir" demişti, biz de cumartesi sabahı, Ali'nin odası güneş alırken tam, düzeneğimizi kurduk, anneannesiyle birlikte, güzelce yıkadık Ali'yi.

Akşam Seda ile Serdar evlendiler, kalbimiz onlarlaydı...

Pazar günü anneannesiyle halası nöbet değişimi yaptılar, Pazar gecesini Selma ablam ve Serra'yla geçirdik.

Pazartesi sabahı erkenden bürokrasi yollarına düştüm, "yolda çevirseler, gösterecek kimliği yok çocuğumun, idare hukukçusuna yakışmaz ertelemek diyerek", doğru "Fatih Hükümet Konağı"na. Gerçi neler isteyeceklerini kestiremediğim için evden üç kerede çıkabildim: ilk seferinde, aşı karnesi yok, kan grubu için lazım olabilir diyerek, ikincisinde, ya annesinin nüfus kağıdı da gerekirse diye korkarak, sonuncusunda, ya evlilik cüzdanına da kaydetmek isterlerse diye düşünerek geri döndüm... Gerçi bir tek kan grubu meselesinde haklıymışım. Benim nüfus kağıdım ve Ali'nin doğum belgesi yetiyormuş, 20 dakikada verdiler nüfus kağıdını...

Akşam ilk törenimiz... Ailelerimiz geldi, dedesi Ali'nin kulağına ismini okudu...


Küçük Enes'le Küçük Furkan sünnet oldular, biz de çarşamba akşamını Ali'yle başbaşa geçirdik. Sağolsun hiç üzmedi bizi... Perşembe günü Büyük Enes'le Büyük Furkan geldiler, Furkan Amerika dönüşü bir de tatile gittiği için ilk defa gördü Ali'yi. Hepbirlikte doktora gittik. Herşey normalmiş. Topuğundan kan da aldılar Ali'nin... Dönüş yolunda itiraf ettiler, Furkan'la Enes iddiaya girmişler önce Tuba mı ağlayacak, ben mi ağlayacağım diye. Tuba arabada ağlamaya başlayınca, Furkan zaferini ilan etti, ama Enes, benim gözlerimin daha önce yaşardığını iddia ediyor...

Bu arada doktordan vize çıktı, Ali de sünnet olacak çok yakında....

12 Eylül 2007 Çarşamba

Iyi ki dogdun Ali Bebek

Baglantida sorun varsa: http://www.youtube.com/watch?v=fTMvmsLcEEU

Hepimiz, hepinizi opuyoruz!

11 Eylül 2007 Salı

Tuba, Mahmut ve Ali

Size Ali'nin hikayesini anlatacağım.

Bir gün evimde otururken, pek de yalnızken, Mahmut ve Tuba'dan, ne adı, ne sanı o zaman henüz belli olmayan Ali'nin geleceğini haber aldım. Bu haberin beni niçin bir yandan güldürüp bir yandan ağlattığını şu an tarif edemeyeceğim. Duygu seli, diye bir klişe, belki yerinde olabilir. :)

Beni hem güldürüp hem ağlatan bu haber, çook uzaklardaki, o zaman ne boyu ne posu belli olmayan Ali'nin, Ömer amcasını da acaip sevindirdi. Günlüğüne o günle ilgili sevimli notlar düştü.




Ömer o zamanlar taa Diyarbakır'da, askerdi...









Sonra hep birlikte, gün be gün, o zaman ne huyu ne suyu belli olmayan Ali'nin büyüyüşünü seyrettik. Ali büyüdükçe bizim içimizdeki heyecan da büyüdü. Ali büyüdükçe bizim içimizdeki sevgi de büyüdü. Bir gelsin, bak nasıl havalara hoplatacağım, nasıl da hayatta en sevdiği amcası/teyzesi olacağım diye birbirimizin arkasından kıs kıs gülerek planlar yaptık. Şahsen benim şimdi paylaşmakta bir beis görmediğim planlarıma göre, Ali evden kaçmaya karar verdiğinde, bıktım artık ebeveynlerimden, diye ergenlik bunalımlarına girdiğinde, bazen de sadece satranç oynamak istediğinde hep bize geliyor (bu arada satranç oynamayı da öğrenmem gerekecek).

İşte biz bu hayaller içinde savrulup gider iken, Ali de annesinin karnında bir o yana bir bu yana savrulur iken, bir işten dönüş akşamında, Ali'nin en sevdiği amcalarından Eyüp amcası arayarak, Ali'nin artık gelmek üzere yola çıktığını söyledi.

Hepimiz hazırlandık, onu karşılamaya gittik. ben şahsen, hayatımda pek giymediğim kadar renkli şeyler giydim ki, küçük Ali ne kadar renkli bir kişilik olduğumu görsün ve bittabi, muhakkak ki yorgun olacak olan annesi, benim de canım kardeşim Tuba, azıcık renk görüp kendine gelsin. Ali'nin emmioğlusu Enes de kırmızı tişörtüyle benim yeşillerime, mavilerime katkıda bulundu. Kötü mü oldu, iyi oldu işte... ne yani, yalan mı, iyi valla..

Sonra uzun uzun bekledik. Mahmut hiç yerinde duramadı. Ben de pek yerimde duramadım. Sonracıma bir de ne duyalım, Ali gelmiş. Hepimiz birbirimize sarıldık. Mahmut'un gözleri kırmızı kırmızı olmuştu. Ali gelince insanın gözleri kırmızı olmaz da ne olur?

Sonra küvezdeki Ali'yi seyrettik. Ben hayran hayran, uzun uzun baktım. Bu arada da elimde telefonum herkeslere mesaj atıyordum. Ali geldi, diyordum. Mesajı alan da hastaneye geliyordu. Dumbledore'un ordusu gibiydik. Zaten Mahmut'un üzerindeki tişörtte Dumbledore's Army yazıyordu. Ali'yi tüm kötülüklerden korumak için hep beraberdik!

Ali bebek odasındaki en süper bebekti. Akıllı akıllı gözlerini açmış etrafı seyrediyordu. Bir ara bana bakıp gülümsediğine yemin edebilirim. Kendi kendime şöyle diyordum: eskiden Tuba ile Mahmut vardı, şimdi Tuba, Mahmut ve Ali var. Allah'ım bu ne kadar da inanılmaz bir şey! Artık o da bu ekibin bir parçası. Ve de ne şanslı bir yakışıklı bu, bütün o kitapların, oyuncakların, o annenin, babanın yanında büyüyecek. Her gün anlatacak yeni hikayeleri olan ebeveynleri var, ebeveynlerinin çok kıyak arkadaşları var. Bu çocuk, gerçekten çok şanslı!

İşte böyle düşünüyordum, artık boyunu posunu bildiğim Ali hakkında..

Çok uzun bir hikaye oldu bu, evet, bitiriyorum. Ama nasıl diyeyim, insanın bir Ali'sinin olması gerçekten güzel bir şeymiş. Onu kucağına aldığın zaman, nasıl tutacağını bilememek de ayrı bir heyecanmış. Ama en azından şunu da biliyormuş insan, ne kadar acemice olursam olayım, Ali benim oğlum, ben de onun en süper teyzesiyim, aramızda lafı mı olur?

Eskiden ikinizi öperdim Tuba ve Mahmut, şimdi hepinizi öpüyorum...

Hoşbulduk!


Ali, dün sabah kendisine çok özel bir "hoşgeldin" yollayan Vivet teyzesinin eserlerini incelerken...

9 Eylül 2007 Pazar

Teşekkürler...

Bu arada unutmadan, Ali'nin doğumundan beri, hemen hastaneye koşturan, telefon başında an be an heyecanımızı, mutluluğumuzu paylaşan, sürekli yanımızda olan bütün dostlarımıza çok çok teşekkür ediyoruz...
Önce bir liste yapayım dedim ama, hem liste sahiden çok uzun, hem de bir anda assolistliğim tuttu, bu uykusuzlukla adını anmayı unuttuğum dostlarımıza haksızlık etmiş olurum dedim, neyse efendim; bize kendimizi yalnız, çaresiz hissettirmediniz, hepinize binlerce teşekkürler...

Ali, yerli hakları için savaşıyor!


Ali, Reyda teyzesinin taa Perulardan getirdiği başlığı ve patikleriyle uyurken, Machu Picchu'ya çıkmış kadar mutlu...
Posted by Picasa

7 Eylül 2007 Cuma

Eve dönüş

Gece 3'e doğru, Zafer'le çıktım ben, istikamet Tarlabaşı... Annesi, anneannesi ve Ali hastanede kaldılar... Yarı baygın bir uykunun ardından, 8'e doğru geldim yeniden yanlarına, bütün gece hiçbiri uyumamış... Ali'yi yukarı bebek odasına almışlar, çıkıp günaydın dedim...

Sonra işte, çocuk hekimi Ali'yi, Rabiye Hanım Tuba'yı muayene ettiler, öğleden sonra evimize gitmemiz, nasıl derler, "mukarrer oldu"...

Biz de işte hazırlandık, toparlandık, kaptan şöförümüz Enes liderliğinde evimizin yolunu tuttuk.
Bütün bu süreçte sağolsunlar bir yandan Enes, bir yandan Zafer bol bol fotoğrafını çektiler Ali'nin.

Ali geldi...


10'u sekiz geçe, doğumhanenin kapısı açıldı, "iki ailenin de gözü aydın!" dedi hemşire. Tubayla birlikte bir başka anne adayı daha varmış içeride, ve iki arkadaş aynı anda teşrif etmişler... Sonra Ali'yi çıkardılar, kısacık da olsa kucağıma verdiler, ardından hooop küveze... Bir sürü arkadaşımız geldiler sağolsunlar, böyle söylemesi ayıp hep gözlerim doldu... İlk banyosu, ilk saç tuvaleti, derken annesiyle ilk kucaklaşması da biraz evvel tamamlandı. Şimdi annesi, anneannesi ve Ali, odadalar. Ali pek yorgun, Zafer abisine poz üstüne poz vermekten bitap düştü yavrucak... Şu anda, Zafer Abisiyle birlikte, yukarıda kafetaryada, sinmiş sigara kokuları arasında, suratımda sersem bir sırıtış, oturuyoruz...
Herkese iyi geceler, tatlı rüyalar...

6 Eylül 2007 Perşembe

Ali gel...


Günlerdir 6 Eylül akşamı Ömer Uluç'un vapur sergisinin açılışına, 8 Eylül akşamı da Seda'nın düğünündeyiz diyorduk ama, dün gece anladık ki Ali bizim planlara uymaya niyetli değil pek... Bu sabah erken saatlerde girdiğimiz NST maratonu sonunda biraz evvel aldılar Tuba'yı doğumhaneye... Allah yardımcımız olsun...

Luça artık bebek nedir biliyor ve hevesle yeni oyun arkadaşı Ali'yi bekliyor.
p.s. Mahmut babası lütfen Luça'nın linkini ayarlar mısın?

gabry'den ali'ye sevgilerle

Gabry'nin hayatımıza katmış olduğu bu ninniyi öğrenmek için sadece birkaç gün kaldı.


Do do l'enfant do
Do do l'enfant do
L'enfant dormira bien vite
Dodo, l'enfant do
L'enfant dormira bientôt
Maman est en haut qui fait du gâteau

Papa est en bas qui fait du chocolat
Fait Dodo Ali mon petit-gars

Fait Dodo tu auras du lolo

4 Eylül 2007 Salı

"Güldüğüme bakma, çok ıstıraplarım var..."


İlk fotoğraf, 22 Nisan pazar günü, ben çook uzaklardayken çekilmiş; ikincisinde takvimlerimiz 20 Ağustos'u gösteriyor. Bu arada Tuba'nın bitkin göründüğüne bakmayın ikinci fotoğrafta, kimbilir kaçıncı tabu zaferinin yorgunluğunu çıkarıyor...

Hooppalaaaaa

21 Şubat 2007, Ali'nin görüntülenen ilk taklası...