28 Aralık 2007 Cuma

Samwise Hamwich of Buckleberry Fern

2008'e hobbit kulaklarıyla giriyor Ali, biz de bari buçukluğun hobbit dilinde neymiş adı öğrenelim dedik, chriswetherell.com'dan...
İşte sonuç: Wilibald'dan olma Bramblerose'dan doğma Samwise Hamwich of Buckleberry Fern...

Yangın var!


Bayramın dördüncü günü terkettik evimizi, gidiş o gidiş... Perşembe sabahı erkenden kalkıp şu nüfüs kağıdı -evet yine kaybettim nüfus kağıdımı, ne var?- ve adrese dayalı nüfus kayıt sistemi meselesini halledebileyim diye, çarşamba gecesi evde kalayım dedim ben... Eve gittim, sürpriiiiz:
Biz evden çıktıktan sonra, yangın çıkmış dördüncü katta, bizim ev dokuzuncu katta, ama her taraf ise bulanmış... Endişe edecek bir durum yok ama işte bu durumda ev temizleninceye kadar, ki bu hafta sonu hallolmasını umuyoruz, Üsküdar'dayız. Tüm dost ve sevenlerimize duyurulur...

Benim en iyi dostum...

Ali'ninkiler şu sıra elleriyle ayakları. Ayaklarla henüz büyük atraksiyonlara giremiyoruz ama, ellerimizi birbirine kavuşturmayı da öğrendik öğreneli pek eğleniyoruz...

"Acaba nasıl hareket ettirmeliyim şunları ki uçabileyim? "

Aleko: Çöllerin Prensi

Teyzem umreden döneli iki ayı geçti, bugün yarın derken bir türlü toparlanıp gidememiştik. Bayramın ikinci günü, nihayet gittik. Şakayla karışık azarımızı da işittik elbette. Teyzem, bugüne bugün Ali'nin babaannesi, sağolsun aramış taramış, Ali'ye göre bir Arap entarisi bulup getirmiş oralardan...
Başlarda, uyku mahmurluğunun da etkisiyle memnundu çöllerin prensi olmaktan kendisi ama, etraftaki kalabalığı görünce, benim omuzlarımda mı şimdi bu kadar insanın sorumluluğu diye kıyameti kopardı hazret, bir buçuk saat kadar susmadan ağladı. Sonunda Hülya Abla'nın başarılı müdaheleleriyle etkisiz hale getirildi. O anları belgeleyemedik, kusurumuz affoluna...

Emir Ali, devr-i saadetinde...

20 Aralık 2007 Perşembe

Ali artık abi oldu!


Evet, kendisi henüz farkında değil ve aralarında topu topu üç buçuk ay olduğu için ömrü billah da farkında olmayacak ama, arefe günü abi oldu Ali...
İbrahim Ediz'in keyfini daha fazla bekleyemeceklerine karar veren Demet'le Kadir, arefe günü sabah dokuzda hastaneye giderek kendisini buyur ettiler...
Yasemin aradı haber verdi, İbrahim Ediz gelmiş diye, Kadir'i aradım ben de hemen, hiç kendinde değildi. Sonradan anlattı: meğer ben aradığımda, kucağında İbrahim Ediz, karşısında yarı baygın Demet, "bu çocuğun çenesi neden böyle titriyor acaba çok mu üşüyor" diye dertlenmekteymiş... Hastaneye gittiğimizde sakinleşmişti, çene titremesinin üşümekle alakalı olmadığını da öğrenince rahatladı iyice...
İbrahim Ediz, 3790 gram ve 55 santim doğmuş, yemek sözkonusu olduğunda asabileşebiliyor, ama odasının havalandırması çalıştığı sürece tam bir beyefendi...