31 Ekim 2007 Çarşamba

Ali Boğaz'da kök salıyor!


Bilmiyorum normal midir göbeğin gömülmesini bu kadar geciktirmek, ama nihayet Sedef'in de teşvikiyle toparlandım, haftalardır çantamda gezdirdiğim göbeği nihai adresine ulaştırmak üzere Galatasaray'a gidebildim...

Yağmurlu bir gündü. Didem ve Birden'in de katkılarıyla göbeğin bir kısmını bahçedeki büyük manolya ağacının altına, diğer göbeklerin yanına gömdük, bir kısmını da Boğaz'ın serin sularına bıraktık. İnsanın bir tane çocuğu olunca böyle oluyor herhalde, herşeyi bir seferde yapmaya gayret ediyor... Lise'den sınıf arkadaşım Enis'in adı konulurken başına gelenler gibi: Ramazan Muhiddin Siyami Enis...

Göbeğin küçük bir kısmı hala çantamda geziyor, cesaretimi topladığım bir gün Yahya Efendi'ye götüreceğim onu da, valla...

18 Ekim 2007 Perşembe

Ali'nin kırkı uçtu!

Uzunca bir ara oldu, kusurumuza bakmayın... Bayramdı, düğündü, dernekti derken ihmal ettik azcık sanki blogumuzu... En son Tuba'yı besleme çabalarımızdan bahsetmiştik, başarılı olduğumuzu söyleyebiliriz gönül rahatlığıyla: Tubacım verdiği 12 kilonun 3.5'unu, kamp müdiresi Ayşe Hanım önderliğinde, bir haftada alıverdi.

O bir hafta boyunca benim beslenmemi üstlenen Gökçe'ye, Oğuz'a ve elbette Loutcha'ya da kocaman teşekkürler... Ama haftanın sonunda doktor kontrolüne gittiğimizde ortaya çıktı ki, Ali sadece 50 gram almış yine... Yapacak bir şey yok, gönül rahatlığıyla mamaya başladık biz de.

SMA Gold, tadına baktım, kireç gibi bir şey, ama Ali'yi görmeniz lazım, gözü dönüyor yavrunun, ben biberona alışkın değilim, ille de annemin memesini isterim demek yok hiç, lıkır lıkır götürüyor. Biberondan sonra annesinin memesini istemez diyorlardı, yok hiç öyle sorunlarımız da, yeter ki sıvı geçsin boğazdan. Ali'nin bu hallerini gördükçe, çocuklarının iştahsızlığından yakınırken, "vu kaybana, benzedi bana, benzesen babana da, olsan huni hırtlak" diyen rahmetli anneannemi hatırlıyorum sürekli...

Mamayla birlikte gündüz uykuları da düzene girdi Aleko'nun, her yerden her an mama gelebilir, uyanık ve dikkatli olmalıyım, hiç bir fırsatı kaçırmamalıyım halleri gidiverdi, bir sakinlik, bir dinginlik... Biberonun sonuna doğru başlıyor esnemeler...
Mamaya başladığımız ilk hafta, Ali için bir sürü ilk daha yaşandı: İlk iftar davetleri, ilk bayram, ilk düğünler...

Bacacılar'daki iftarda pek huysuzlandı, karnı doymuyormuş meğer yavrunun, ama Yasemin teyzesi bizim çaba vermeyen 2 saatlik uğraşımızın ardından, yastık metoduyla hemen uyutuverdi Ali'yi .
Ali'nin birinci ay dönümünde de Ömerler'de idik iftarda, ayağı marifetiyle Ali oyalayan Ömer'i görüyorsunuz...

Arefe gecesi de abimlere gittik, bayram namazı geleneğimiz bozulmasın diye. Safa Abi de İngiltere'ye gitmek üzere Ankara'dan gelince, Ali Safa Amcasıyla da tanışmış oldu. Yoğun bir geceydi, geç yattık, Eyüp'e gidemedik namaza ama olsun, bu da bizim için bir ilk oluverdi...

Sonra Furkan'la Enes evimize getirdiler bizi, bayram sabahı keyfi yaptı azcık kuzenler, ardından anneanne, dede, teyze ve kuzenlerle gayet sakin bir bayram günü geçirdik.

Furkan'la bayram sabahı...

Ertesi gün küçük Enes'le Furkan'nın sünnet düğünleri vardı Beykoz'da, İstanbul'un uzun süredir beklediği kışa tam da o gün kavuşası gelince, bir buçuk saatte gidebildik Beykoz'a, yağmur, çamur, kıyamet...
















Sünnet yakışıklıları...

Hava o kadar soğudu ki, ertesi gün Mehmet Abisinin düğününe gelmemeye karar verdi Ali Bey. Gecenin bombası "O da bir dahaki sefere gelir artık" diyen Kübra'dan geldi... Bu arada ikisine de buradan tekrar tekrar büyük mutluluklar dileyelim...

Bayram ertesi, iki düğünün yorgunluğuyla başladık yeni haftaya. Esas büyük heyecan Salı günüydü elbette: Ali'nin kırkı çıktı. Hem de iç rahatlatan bir güzel haberle, kırk uçurmaya doktor teyzemize gittik evvela, rutin kontrol için. Mama sahiden işe yaramış, Ali bey nihayet 310 gram almış... Doktordan çıkıp doğru abime gittik, Ali kitabına bıkıp usanmadan bakıyor ama, kırkı da bankada çıkmış oldu böylece... Yarın akşam da Ali'nin kırkı münasebetiyle Dilek ve Yavuz davet ettiler, kısacası döndük yine normale: Nerde akşam, orda sabah, sizi de bekleriz efendim...

5 Ekim 2007 Cuma

Meğer bu inek bize bir şey anlatmaya çalışıyormuş...


Umarız çok geç değildir ama biz de aldık artık mesajı: Ali'yle Tuba çarşambadan beri Üsküdar'da beslenme kampındalar. Bir yandan da anne sütünün kalorik değerinin arttırılması hususunda dört bir yandan uzmanlık eğitimi alıyoruz...

4 Ekim 2007 Perşembe

ali'nin matematik egitimi

sevgili ali,
etrafin sehnaz, mahmut ve oguz gibi matematik dusmanlari tarafindan cevrilmis durumda. ben de dusundum tasindim, en egilebilir yasta oldugunu da goz onunde bulundurarak seni erkenden baslatmaya karar verdim. allahtan yeryuzunde matematigi benden cok daha yaratici bir sekilde kullanabilen insanlar var da elimden kurtulmus oldun. su ornekten derslerine baslamak gerektigi kanaatindeyim. benim buyuk bir hevesle takip ettigim bir blog. copyright islerine bulasasim yok. direkt adresini veriyorum:
http://indexed.blogspot.com/

3 Ekim 2007 Çarşamba

Enes National Geographic'te!

Ailemizin fotoğrafçısı Enes'in National Geographic'in Ekim sayısında iki adet fotoğrafı yayınlandı. Biz de pek gurur duyduk. Gerçi yukarıdaki fotoğraftaki National Geographic, marttan kalma ama biz onu öyle temsilen koyduk, siz kapağında mısır olan ekim sayısını bayinizden ısrarla isteyiniz...
Bu arada Enes, yayınlanan fotoğraflarını, yavru deniz kaplumbağalarının denize ulaşmalarına refakat etmek üzere geçen ağustos ayında gittiği, Adana'da çekmişti...


Bunlar Enes'in kaplumbağaları...

Bu da kendisi...

1 Ekim 2007 Pazartesi

Telefonun delikleri içinde....*

Dün akşam bizim derneğin iftarı vardı, Beykoz'da. Ali Bey birkaç gündür çok gezip çok huysuzlandığı için, bu kez de dinlendirelim bakalım ne olacak deyip, anneannesine bırakmayı denedik. Sonuç, bizim açımızdan bakılırsa başarılı; biz de yemeğimizi herkesle birlikte yiyebildik... Ama Ali bizim yemekte olduğumuz saatler boyunca -tecrübeli anne babalar endişelenmesin, topu topu 3,5 saat... Süt stoğumuz da vardı üstelik- yine uyumamış... Gece Tuba Üsküdar'da kaldı, biraz dinlenebilmek için. Ben eve döndüm. Sabah fakülteye geldim, Yıldızhan Hoca'nın açılış dersi için. Telefonumun sesini de kısmamışım, rezillik, Tuba aradı, zor kapattım... Benden 10 dakika sonra da Hoca'nın telefonu çaldı. Ders, Fazıl Say Salonu'nda üstelik... Neyse, Hoca herkesten ama en çok Fazıl Say'ın şahsiyeti maneviyesinden özür diledi... Dersten sonra hemen aradım Tuba'yı, yolundaymış herşey, ama sabah 6'da uyanmış hala uyumamış yine bizimki... Kendisiyle de ilk telefon görüşmemizi yapmış olduk böylece...
-Aloo, Alicim, nasılsın?
-Hııııı...
-Güzelce uyuyacaksın değil mi?
-Iyaaau...
-Peki oğlum çok öpüyorum şimdi seni.
-(Bir umut ahizeye doğru yalanarak) Hohohohuhuhuşuuupp...


*Bu arada bilemedim, "telefonun delikleri içindeeee" miydi, "telefonun delikleri içindeeeen" mi, ne dersiniz?